ATAMALARDA LİYAKAT Mİ SADAKAT Mİ

Tarih: 21-05-2016 19:00
3285 Okunma

1 Kasım seçimlerinin üzerinden yaklaşık 7 ay geçiverdi.

Zamandır bu; geçip gider, kimseyi bekleyecek hali yok.

Önemli olan geçip giden bu zaman zarfında siyasilerin neler yaptıkları ya da yapamadıkları.

Şu ana kadar her hangi bir değerlendirme yapamadık, ülke gündemi o kadar çok ve hızlı değişiyor ki, takip etmek neredeyse imkansız…

Bir tarafta dış politika, bir tarafta terör eylemleri, bir tarafta iç siyaset derken düşük profilli başbakan arayışları falan…

Allah’tan aranan başbakan adayı bulunuverdi de aşinası olduğumuz bir çok siyasi sima orjinalitelerini bozmadılar.

Aslında beklemiyor da değildik…

Bakalım bizimkiler ne zaman montaj işlemlerine başlayacaklar da burunlarının dibine bir bıyık monte edecekler diye takiplerimizi sıklaştırdığımız çok oldu.

Yanılmadık, bıyık mıyık montajlarına girmediler de işi aranan profildeyiz demeye getirerek reise inceden mesaj göndermediler.

Gelelim sadede…

Birkaç ay öncesiydi, şahsımda istisnai bir yeri ve müstesna bir saygınlığı olan mevcut vekillerimizden Sayın Ömer Serdar bir telefon konuşmamızda dostane bir niyet ve kendilerini kasıtla; “nasıl görüyorsun, gidişatımız nasıl” mealinde bir soru yöneltmişti.

Aynı soruya cemiyetimizi ziyarete gelen Sayın Ejder Açıkkapı tarafından da muhatap kılınmıştık.

Aslında değerli vekillerimiz bu soruyla birkaç aylık karnelerinin ne olduğunu öğrenmek istemişlerdi.

Her ikisine de verdiğimiz cevap şuydu: bir yandan iç, diğer yandan dış politika, öbür taraftan terör eylemleri falan derken sizleri takip etme imkanımız olmadı ki…

Gerçek de buydu, seçildikleri günden bu yana Milletvekillerinin iştigal ettiği konular ulusal güvenlik ve genel mevzuular olduğundan Elazığ özeline inemediler.

Dolayısıyla bir değerlendirmede bulunmak hakkaniyete sığmazdı.

Bu kadar yoğunluğun içerisinde Elazığ’ın çerez niteliğindeki sorunlarına eğilemezler miydi derseniz, elbette ki eğilebilirlerdi deriz.

Mesela şehrin dibe vurmuş sağlık ve yap boz tahtasına dönmüş maarif teşkilatındaki atama sorunlarına bir çözüm bulabilirlerdi.

Aslında bir çok kurumda aynı sıkıntılar var ama büyük önem arzettiği için bu iki teşkilattan bahsetme gereği duydum.

Milli Eğitim Müdürlüğündeki gel gitlerden bilgisi olmayan ve haksızlığa uğrayan onlarca eğitimciden haberi olmayan yoktur sanırım.

Maarifin üst düzey yöneticilerinden görevini yerine getirmediği için savcılığa verilenlerden tutun da mahkeme kararı olmasına rağmen görevine iade edilmeyenlerin yanı sıra sendikanın tavassutuyla alındıktan hemen sonra yeniden görevine iade edilenlere, denetimsiz özel eğitim kurumlarından tutun da son dönemlerde mantar gibi biten merdiven altı özel kurs merkezlerinin bilinçli çoğaltılmasına izin verilmesine ve bu merkezlere milli eğitimcilerin ortak olmasına kadar bir çok sorun…

Sağlık teşkilatına gelince, köklü bir değişiklik yapıldı diye umutların yeşermeye yüz tuttuğu bir dönemde yapılan uygulamayla umutların birden sönmesine vesile olan mevcut yapı…

Kimin ne yaptığı belli değil, hangi kurumun başına kimlerin getirileceği muamma.

Şehrin en büyük hastanelerinden biri olan eski devlet hastanesi yani şimdiki Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki belirsizlikler tam bir sorun yumağı.

Bir aydan fazladır yeni bir başhekim atamasının yapıldığı, eski başhekimin görevinden alındığı ancak ne yenisinin resmen başlatıldığı ne de eskisinin görevden el çektirilmediği bir keşmekeşin yaşandığı teşkilatta sorunların büyüklüğünü varın siz düşünün.

Ne yenisi başlayabiliyor, ne eskisinin gideceği yer belli. Yani kurumun işleyişinden kim ya da kimler sorumlu belli bile değil.

Yapımı devam eden bir şehir efsanesi, pardon şehir hastanesi var ki gönüllere şenlik.

Sağlık İl müdürü ve Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterinin şahsi çabalarıyla bilgilendirilme toplantıları yapılarak kamuoyu bilgilendirilmeye çalışıldı ama yapılan bilgilendirme pek de tatmin edici olmadı.

Bir çok kurumda böylesine ağır aksak bir işleyiş söz konusu.

Atamalardaki sıkıntılar had safhada. Kurumların başında ehliyetli kişilerden çok arka bahçenin sadakatli şahısları var.

Liyakat, atanacak kurumlarda ölçütün en son aşaması olmuş, yapılacak atamalarda vekillerin sendikalardan icazet aldığı dedikoduları ayyuka çıkmış.

Yani işe göre adam değil adama göre iş devrinin en curcunalı dönemini yaşıyor Elazığ.

Hele bazı kurumlarda işin ciddiyetsizliği daha farklı boyutlara ulaşmış.

Bir vesile ile boşalan bir şube müdürlüğüne yapılan atamada ortaya çıkan lakaytlık hiç bir siyasi dönemde yaşanmamıştı.

Boşalan kadroya Genel Sekreterin uygun görüp Sayın Valinin imzasıyla bir atama yapılıyor.

Yapılan atamadan haberi olan bir Milletvekili takos koyup bu ismin yerine falan isim olacak diye diretiyor.

Nedenini soruyorsunuz, Sayın Vekilin bir yakını tarafından o kadro için bir başkasına önceden söz verilmiş olduğunu öğreniyorsunuz ve utancınızdan yerin dibine giriyorsunuz.

Utanç vesikası sadece bu kadarla da sınırlı değil. İşin içerisinde iftira var, böhtan var, komedi var, var da var…

Bir çok şey var ama en komik olanı ise sosyal medya merkezli olması iddiası.

Güya ataması yapılan şahsın kardeşi sosyal medya üzerinden Sayın Cumhurbaşkanına hakaretler ediyormuş.

Hakaret ediyor dedikleri kişi Ak Partinin eski Gençlik Kolları Başkanı, güler misiniz ağlar mısınız.

Bahsedilen kişiyi tanımasak belki biz de inanacağız ama söz konusu olan arkadaş bir çok kez reisleri için bize savaş açan biri.

Allah’tan  ki milletvekillerinden biri olan Ömer Serdar konuyu bu iftira olabilir vebal almayalım diye değerlendiriyor ve yapılacak olan atamada taraf olmaktan kaçınıyor.

Ne kadar büyük bir atama olayı değil mi?,

Konunun başına vakıf olmayanlar yazıyı okuyunca profili düşük başbakan atamasından bahsettiğimi düşünebilir.

Oysa daha yeni belirlenen başbakan atamasında bile ne ülke ne de Ak Parti böyle birbirine girip ihtilafa düşmedi.

Koskoca ülkenin başına atanacak olan başbakan olayında bile tatlı bir rekabet yaşandı ve profillerin yarışması sadece birkaç kişinin bıyık montajıyla taçlandırıldı.

Kimseye her hangi bir iftira atılmadı, kimseye ithamlarda bulunulmadı, kimse kırılıp dökülmedi.

Hele hele Sayın Binali Yıldırım’ın ismi açıklandığında ne Bekir Bozdağ, ne Numan Kurtulmuş, ne Efgan Ala hele hele ne de Berat Albayrak ortaya çıkıp da “ne Binalisi kardeşim, o koltuk için reis benim babama çok önceden sez vermişti” deyip de diretmedi.

Altı üstü İl özel İdaresinde bir şube müdürlüğü…

 Daha düne kadar yapılan atamalarda sendika baskılarına tepki gösterenlerin vekil yakınlarının baskısıyla yapılan atamalar karşısında dut yemiş bülbüle dönmeleri de sorunlar yumağının bir başka boyutu.

 Allah’ım sen bu şehre akıl, izan ve bir uyanış ver…

 Şehrin beratini bu mübarek beraat gecesi yüzü suyu hürmetine yeniden tanzim et Allah’ım…

DISQUS YORUM YAP

FACEBOOK YORUM YAP


YAZARIN DİĞER YAZILARI


Masa Üstü Sürüme Geç